İnsan Dünya’nın Modelidir

 Doğanın bir parçası olan bizler, onu anlayabilmek ve kavrayabilmek için yeterince vakit ayırıyor muyuz? Hızlı ve yoğun hayatlarımızda bu soru ile karşılaşınca çok gereksiz bir düşünce olduğu kanısına varabiliriz. Peki kokladığımız bir yaseminin, yüzümüzde esintisini hissettiğimiz denizin ya da melodisini yeni duyduğumuz bir kuş türünün bizi bu kadar cezbetmesini ve farklı hissettirmesini nasıl açıklayabiliriz? Doğayı anlamak kendimizi anlamak değil midir? Zira biz doğanın efendisi gibi davransak bile bu onun küçük bir parçası olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.

   Doğayı merak etmek, gizemlerini araştırmak tarih boyu birçok bilim insanı ve dahinin çalışma alanı olmuştur. Leonardo da Vinci bu örneklerin en göze çarpanı ve belki de bu seviyeyi en ileri taşıyanıdır.Bu yazım ile size onun biyografisinden ve bana olan etkisinden bahsedeceğim.  

Biyografisinde de sıkça yer verildiği gibi Leonardo dahi olmanın yanında yoğun bir gözlem ve korkutucu boyutta merakı ile anılmaktadır. Anlam arayışını yaparken sahip olduğu kararlılık, çalışma isteği ve motivasyonu kitabı okuma süreci boyunca tüylerimi diken diken ederken, yaşadığı dönemde çevresindeki insanları nasıl etkilediğini oldukça merak ettim.                                                                                                                                                                                                                                                                  Leonardo, fiziksel dünyayı irdeleyerek ruhu ve onun boyutunu anlamaya çalışmıştır. Yüzümüzde yer alan her bir kası ezberlemiş, böylece kişiliğimize yansıyan duyguları ustaca anlamıştır. Bacak ve kol uzuvlarını inceleyerek hislerimizin hareketlerimizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmıştır. Yaptığı resimlerin neredeyse hepsi psikolojiktir ve kendisi bir ayna görevini üstlenerek doğada gözlemleyerek edindiği duygu ve düşünce deneyimlerini, tabloları aracılığı ile bize yansıtmıştır. Arzu ile bağlı olduğu duyguları tasvir etme isteğini ‘Aziz Jerome’ tablosunda incelediğimizde net bir şekilde görebiliriz.Defterine çizimlerini eklediği insan mimikleri ve duygu geçişlerini ustalıkla aktardığı eseri ‘Mona Lisa’ gibi ‘Erminli Kadın’ eserini de incelediğimizde, duygu aktarımında ki başarısının Mona Lisa ile sınırlı olmadığının farkına varırız.Ruhu anlamaya çalışan Leonardo, fiziksel dünya üzerinden bu arayışı derinleştirmek için çok farklı ve çeşitli yöntemlere başvurmuştur. Otopsi yapmış, sahne gösterileri organize etmiş, yapılar ve farklı gereçler inşa etmiş, keşifler yapmış, çizmiş ve bolca not almıştır. Bütün bunlara ek olarak ruhun gizemini çözmek isteyen herkes gibi Leonardo da çok iyi bir gözlemci olmuş,  gözlem yapmak ve incelemelerini sanatına aktarmak için ciddi bir mesai harcamıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

  Leonardo doğayı bu kadar incelediğinden olsa gerek , doğa prensibi ile çalışırdı. Disiplinsiz ama aynı zamanda mükemmeliyetçiydi. Teslim tarihleri ile arası iyi olmadığı halde optik açıdan mükemmel eserler çıkaran tek sanatçıydı. Dikkati çok çabuk dağılabilirdi ve aynı anda ilgilendiği konular genelde birbiri ile ilgisiz olurdu. Notlarını aldığı defter sayfalarında fizikten felsefeye, sanattan teknik bilime birçok içeriğe aynı anda rastlamak mümkündür. Herhangi bir sayfasına yüzeysel olarak baktığımızda göreceğimiz kare ve daire ilişkisi ile ilgili teknik bilgiler ve çizimler bize saçma gelebilir, fakat biraz geleceğe doğru gidince Vitruvius Adamı çiziminde bu bilgilerini ustaca kullanışını görebiliriz. Leonardo gibi bu biyografiyi okurken siz de hayata ve ilgi alanlarınıza bu şekilde bakma alışkanlığı kazanıyorsunuz, sorgusuzca merakınızın peşinden gitmenin güzelliğini deneyimleme şansını yakalıyorsunuz. İnanın bana bu alışkanlık kazanıldığında kolayca etkisinde çıkabileceğiniz bir alışkanlık olmuyor.                                                                                                  Bu denli derin ve farklı bir sanatçıyı ustalıkla anlatmak da her yazarın başarabileceği bir iş değildir. Leonardo gibi bir dahiyi anlamak ve her yönüyle karşı tarafa aktarabilmek deneyimini Walter Isaacson çok başarılı bir şekilde tamamlamış. Profesyonel bakış açısı ile dahinin hayatını her yönüyle ele almış ve okuma deneyimini güçlü kalemi sayesinde hikayeye dönüştürmeyi başarmış.

   Diğer başarılı biyografilerinde de olduğu gibi kendi tarzı ile bizi anlattığı kişinin hayatına sürüklüyor ve kitap bittiğinde o hayattan size kalan izler ile müthiş bir deneyim kazanmış oluyorsunuz. Kütüphaneme ve hayatıma böyle bir eseri kattığı için ona gerçekten minnettarım.        Kitabı okuduğum süreç boyunca hayatıma etkisi büyük olan alışkanlıklar edindim. Leonardo’nun defterlerinden edindim, içerisinde her şeyi barındırıyor. Başlık ve bölümlerin olmadığı bir defter. Aklıma gelen fikirleri, karalamalarımı, planlarımı, sorularımı, beğendiğim alıntı ve çizimleri eklediğim kısacası “HER ŞEYİ” içeren bir defter. Buna ek olarak artık çok fazla gözlem yapıyorum, dinliyorum; insanları, doğayı ve kendimi. Bana o an alakasız gelse bile merakımı takip ediyorum, derinlemesine araştırmanın tadını çıkarıyorum. Leonardo’nun bana kattığı son ve en önemli ders ise mükemmeli değil de mükemmele giden yolda olmayı seviyorum. “İnsan Dünya’nın modelidir.” diye iliştirmiş defterinin kenarına Leonardo. Hayat boyu kendine rehber edindiği bu cümleyi biz de özümseyelim. İncelemeyi, gözlemlemeyi, dinlemeyi ve en önemlisi merakımızı takip etmeyi unutmayalım. Bilinmeyeni ve sürekli yolda olma fikrini sevelim.

   Yazımı bitirirken Leonardo’nun defterinin sayfasına yazdığı Dante’nin Infernosu’ndan bir bölümü bırakmak istiyorum. Ben okuduğumda bende uyandırdığı hisleri sayfalarca yazmıştım, zaman zaman açıp tekrar okurum ve tekrar yazarım. Bana ilham oldu, size de ilham olmasını umuyorum.

 

                                   “Silkip at üstünden tembelliği” dedi ustam,

                              “kuş tüyü üstünde, yorgan altında kavuşulmaz üne;

                              Üne kavuşmadan yaşamını tüketen kişi,

                              dumanın havada, köpüğün suda bıraktığı iz gibi

                              bir iz bırakır yeryüzünde.”

 

                                                       DANTE / Inferno

                                                                             

(Visited 155 times, 1 visits today)

1 thought on “İnsan Dünya’nın Modelidir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir